ADALET HABERLERİ

ADALET HABERLERİ

Ceza Genel Kurulu'nun 2024/340 E., 2026/177 K. sayılı kararı

Ceza Genel Kurulu'nun 2024/340 E., 2026/177 K. sayılı kararı
1 Okunma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2026 tarihli, 2024/340 E., 2026/177 K. sayılı kararı

T.C.

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

2024/340 E., 2026/177 K.


"İçtihat Metni"


KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 767-950

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-1.cümlesi, 103/3-d, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Eskişehir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2017 tarihli ve 261-165 sayılı hükmün, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, katılan mağdur vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 15.09.2017 tarih ve 2026-1657 sayı ile; '' ... hükümden TCK'nın 103/3-d maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın çıkarılması ve TCK'nın 62. maddesinin uygulanması sonucu kalan cezanın '6 yıl 8 ay hapis cezası' olarak düzeltilmesi, Ayrıca;... hükümdeki TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına yönelik paragrafın hükümden çıkarılarak yerine 'Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan duruma göre sanık hakkında, TCK'nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına' ibaresinin yazılması suretiyle,... istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine,'' karar verilmiştir.

Kararın katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık müdafi ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih ve 6831-6250 sayı ile; "...Mağdure vekilinin... temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gözetilerek aynı kanunun CMK.nun 298. maddesi uyarınca reddine,

Sanık müdafiileri ve katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyizi nedeniyle yapılan incelemede;

Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin beyanları, tanık beyanlarıyla çelişki oluşturmayan istikrarlı sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, ilk derece mahkemesinin sübuta yönelik delillerin değerlendirilmesine ilişkin olarak 5271 sayılı CMK'nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurduğu mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde anılan hükme yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi, " isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 04.02.2019 tarih ve 3274-153 sayı ile bozmaya direnerek önceki gibi istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar vermiş, kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 18.01.2023 tarih ve 586-8 sayı ile; "...Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi,'' isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Ceza Genel Kurulunun bozma ilamına uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 27.09.2023 tarih ve 767-950 sayı ile; çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın, 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK'nın 103/1-1.cümle, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafileri ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2024 tarihli ve 129605 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.05.2024 tarih ve 467-4658 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN

Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa müsnet çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; usule uygun bir direnme kararı bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER

İncelenen dosya kapsamından;
Ayrıntıları hukuki süreç kısmında belirtildiği üzere, İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının, Ceza Genel Kurulunca; Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasından sonra, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak hüküm tesis edildiği, ayrıca hükümde ve gerekçesinde bozmaya direnildiği açıkça belirtilmemiş ise de Özel Daire bozma ilamının da gerekçede tartışıldığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi ile dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderildiği anlaşılmaktadır.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
CMK'nın "Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri" başlıklı 307. maddesi şöyledir;

"(1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.

(2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir.

(3) Yargıtaydan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir.

(4) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.

(5) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.".

Buna göre Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği bölge adliye veya ilk derece mahkemesince yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra bozma ilamına uyulup uyulmaması yönünde bir karar verilecektir. Bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin, göreve ilişkin olanlar dışında bozma ilamına uyma ya da direnme kararlarından birisini verebilmesi mümkündür. Maddenin dördüncü fıkrasında bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin bozma kararına direnme hakkı olduğu vurgulandıktan sonra, direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Aynı maddenin son fıkrasında ise sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı kabul edilerek yalnız sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bozmadan sonra serbestlik kuralı uyarınca bozma kararına uyma ya da direnme kararlarından birini verme konusunda serbest olan mahkemelerin Özel Dairelerin bozma kararlarına uymayı tercih etmeleri durumunda, bu kez uymadan sonraki serbestlik kuralı devreye girecektir. Serbestlik kuralı, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının zorunlu bir sonucu olup mahkemenin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra da, sanığın hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Temyiz edilen önceki hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, mahkemece önceki karardan farklı olarak, suçun sübutu ve niteliği de dâhil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda, CMK'nın 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestçe karar verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Özel Daireleri tarafından da ilk temyiz incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu yapılmayan hususlar, lüzumu hâlinde hükmün yeniden temyizen incelenmesi sırasında bozma konusu yapılabilmekte, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilmektedir.

Kunter'e göre; "Uymadan sonraki duruşmanın bozmadan önceki duruşmanın devamı niteliğinde olması, mahkemenin uymadan sonraki serbestliğini de açıklar. Gerçekten mahkeme bozmaya uymadan sonra ikinci son kararında kaide olarak serbesttir. Gerek Yargıtay'ın görüşü ile gerek eski kararı ile bağlı değildir. ...Serbestlik kaidesi ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucudur. Gerçekten, temyiz yolu davası açılmakla son kararın yargılaşmasının önüne geçilmiştir. Yargıtay son kararı bozduğu, mahkeme de buna uyduğu için son karar ortadan kalkmıştır. Ortada, değil yargı, son karar dahi olmadığından, yargının otoriteleri de bahis konusu olmamak gerekir. O halde mahkeme hakikate en uygun ve en isabetli kararı vermek imkanına malik bulunmalıdır... Nitekim Yargıtay da ilk bozma kararı ile bağlı değildir." (Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 1989, 9. Bası, s. 1112-1114). Bu serbestlik iki konuda kısıtlanmıştır:

1- Bozmaya uyan mahkemenin bozma nedenine göre gerekli işlemleri yapması gerekir.

2- Hüküm sadece sanık lehine temyiz edilmişse, verilecek yeni karar öncekinden daha ağır bir cezayı içeremez (Nur Centel - Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014, 11. Bası, s. 790-791). Esas itibarıyla doktrinde hâkim görüş de böyledir (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, Vedat Yayıncılık, 2005, s. 500-501, Bahri Öztürk - Veli Özer Özbek - Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, s. 459-461, Nurullah Kunter - Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 18. Bası, s. 1782).
Şu hâle göre; Yargıtayın belli bir eksiklik nedeniyle hükmü bozduğu durumlarda bozmaya uyma kararı veren derece mahkemesinin, bu eksikliği mutlaka ikmal etmesi gerekir. Bu durum bozmadan/uymadan sonraki serbestlik ilkesinin ilk istisnasını oluşturur. Derece mahkemesi bundan sonra kural olarak ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucu olarak ne Yargıtayın görüşü ile ne de eski kararı ile bağlı olmaksızın ikinci son kararında serbestçe hareket edebilecektir. İkinci/son hüküm yönünden bozmadan/uymadan sonraki serbestlik ilkesinin (ikinci) istisnasını ise cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı (CMUK madde 326/son) oluşturur.

Diğer yandan, Ceza Genel Kurulunun 27.05.2014 tarihli ve 54-280, 24.04.2012 tarihli ve 391-1 73... .04.2007 tarihli ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere istikrar kazanmış kararlarında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan derece mahkemesinin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu ve kurulan hükmün de yeni bir hüküm olduğu kabul edilegelmiştir.

Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.03.2012 tarihli ve 80-126 sayılı kararında; "Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 172-185, 11.07.2006 gün ve 152-1 85... .06.2004 gün ve 132-153 sayılı kararları başta olmak üzere uyum ve kararlılık gösteren içtihatları uyarınca; Ceza Genel Kurulunun bozma kararı ile direnme hükmü tümüyle ortadan kalkmış olup yerel mahkeme artık yeni ve değişik bir karar vermekte serbesttir. Bozmaya uyularak verilen kararlar da yeni bir karar olup, hukuken direnme niteliğinde olmadığından öncelikle Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir. Özel Dairece incelenmeyen bir hükmün doğrudan doğruya ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi olanaklı değildir.

Özel Daire görüşü belli olduğundan, tekrar dairece inceleme yapılmasının davayı gereksiz yere uzatacağı gibi bir görüş de ileri sürülemez. Zira, davaların uzamasını önlemek amacıyla da olsa, emredici usul kurallarının uygulanmasından vazgeçilemeyeceği gibi, Özel Daire görüşünde değişiklik olabilmesi de her zaman olanaklıdır." şeklindeki açıklamalarında da görüldüğü üzere; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararına uyulduktan sonra verilen kararların yeniden ve doğrudan Genel Kurulca incelenmesi, söz konusu kararlara karşı direnilemeyeceğine ilişkin CMK'nın 307/4. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.

B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme
Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiği isabetsizliğinden Ceza Genel Kurulunca 18.01.2023 tarih ve 586-8 sayı ile verilen bozma kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle sanık hakkında yeniden kurulan mahkûmiyet hükmünün, Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnme kararı verilemeyeceği yönündeki açık Kanun hükmü karşısında, CMK'nın 307. maddesi kapsamında bir direnme hükmü olarak nitelendirilemeyeceği ve yeni bir hüküm olduğu, aksinin kabulünün, hükmün temyizi aşamasında Özel Dairece incelenmesi gereken hususun, temyizin kapsamının belirlenerek Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma üzerine kurulan mahkûmiyet hükmünün gerek hukuka uygunluk gerek uygulama yönünden Ceza Genel Kurulunca denetlenmesi sonucunu doğuracağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince Ceza Genel Kurulunun bozma ilamı üzerine kurulan mahkûmiyet hükmünün, usule uygun bir direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğinde olduğundan temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.

V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 27.09.2023 tarihli ve 767-950 sayılı kararı yeni hüküm niteliğinde olduğundan dosyanın temyiz incelemesinin yapılması için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak:https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024340-e-2026177-k-sayili-karari