Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2025/2845 E., 2025/3225 K. sayılı kararı
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 23.06.2025 tarihli, 2025/2845 E., 2025/3225 K. sayılı kararı
T.C.
Yargıtay
1. Hukuk Dairesi
2025/2845 E., 2025/3225 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı Hazine vekili; davalılar aleyhine ayrı ayrı açılıp yargılama sırasında aralarındaki hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle birleştirilen dava dilekçelerinde; kıyı-kenar çizgisi ile deniz arasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan 1226 parsel sayılı taşınmazın tapuda davalılar adına hisseli şekilde kayıtlı olup davalıların işgalinde bulunduğunu açıklayarak taşınmazın tapusunun iptaline, davalıların müdahalesinin önlenmesine ve taşınmaz üzerindeki yapının yıkımına karar verilmesini istemiştir.
2. Davacı vekili 15.04.2004 tarihinde davalılardan ... hakkındaki davayı atiye bıraktığını bildirmiştir.
II. CEVAP
Davalılar ..., ... ve ...; taşınmaz üzerindeki yapının 3621 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce yapıldığını, davalı Abdülkadir Arıkan 19.03.2004 tarihli dilekçesiyle taşınmazdaki payını ...'na sattığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Mahkemece; 1226 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan ... 86 parsel sayılı taşınmazın asıl ve birleştirilen davalarda davacının da taraf olduğu ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih ve 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı kararı ile ...adına hükmen tesciline karar verildiği, anılan Mahkeme kararında taşınmazın deniz ile olan ilişkisinin irdelendiği gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle asıl ve birleştirilen davaların reddine dair verilen ilk karar Dairece onanmış, karar düzeltme talebi üzerine ise Dairece; “Dosya içeriği ve toplanan delillerden, kısmen kıyı-kenar çizgisi içerisinde yer aldığı keşfen saptanan çekişmeli 1226 sayılı parselin, 1965 yılındaki kadastro işleminde tapuya dayalı olarak tespiti yapılan ve sonrasında Hazinenin de taraf bulunduğu ... Tapulama Mahkemesinin 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı tespite itiraz davasında 02.10.1968 tarihli kararla ... adına tescil edilen 86 sayılı kadastral parselden geldiği görülmektedir. Mahkemece, kesin hükümden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de, 86 sayılı kadastral parselle ilgili ... Tapulama Mahkemesinin 1967/323 esas sayılı tespite itiraz davasında verilen hükmün, tarafı bulunan Hazine yönünden bağlayıcı olduğunda ve kesin hüküm niteliği taşıdığında kuşku yoktur. Ne var ki, çekişmeli 1226 sayılı parselin 86 sayılı kadastral parselden ne şekilde geldiği araştırılmamış, ilk tesisinden itibaren tedavüllü çap kayıtları getirtilmemiş, 1226 sayılı parselin tevhit suretiyle oluşması halinde tevhit parsel ya da parsellerinin 1967/323 Esas sayılı kesin hükümden yararlanamayacakları düşünülmemiştir. Hâl böyle olunca; çekişmeli 1226 sayılı parselin 86 sayılı kadastral parselle ve varsa başka parsel ya da parsellerle ilgili bağlantısını gösteren tedavül kayıtlarının getirtilerek keşfen uygulanması, 1967/323 esas sayılı hükmün kapsamında kalıp kalmadıklarının açıklığa kavuşturulması, kapsam dışında kalmaları halinde kıyı-kenar çizgisi ve 5841 sayılı Yasa hükümleri yönünden değerlendirme yapılması, bunun yanında taraflara yüklenecek yargılama masrafı ve vekalet ücreti bakımından davadaki haklılık durumlarının belirlenmesi, ondan sonra bir karar verilmesi yerine, eksik soruşturma ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesiyle onama kararının ortadan kaldırılmasına, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
2. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; dava konusu 1226 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan ... 86 parsel sayılı taşınmazın asıl ve birleştirilen davalarda davacının da taraf olduğu ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih ve 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı kararı ile ...adına hükmen tesciline karar verildiği, anılan Mahkeme kararında taşınmazın deniz ile olan ilişkisinin irdelendiği, dolaysıyla ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih ve 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı ilamının davacı yönünden kesin hüküm oluşturduğu, ayrıca aynı parsel için bir kısım bağımsız bölüm malikleri hakkında aynı nedenlerle aynı davacı tarafından açılan ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3312 Esas ve ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas sayılı davalarının da kesin hüküm nedeniyle reddedildiği gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir. Karara karşı süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
3. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 29.11.2012 tarihli ve 2012/9996 Esas, 2012/11371 Karar sayılı kararıyla; “Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava konusu 1226 parsel tapulama sırasında 1957 tarih 14 sıra nolu tapu kaydı uyarınca 20.07.1965 tarihinde 86 parsel olarak tespit edilmiş ve tutanağa yönelik itiraz üzerine ... Tapulama Mahkemesinin 1967/325 Esas, 1968/14 Karar sayılı ilamı ile ... adına tescil edilmiş, daha sonra 86 parselin 1226 ve 1227 parsellere ifraz görmesinden oluşmuştur. Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen jeolog ve teknik bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazın keşif anında belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre 27,83 m2'lik yerin deniz ile kıyı-kenar çizgisi arasında kaldığı bildirilmiş ancak 1986 yılında yapıldığı belirtilen kıyı kenar çizgisi rapora ekli krokide tam olarak gösterilmediği gibi her iki kıyı-kenar çizgisi arasındaki çelişki de giderilmemiştir. Hemen belirtilmelidir ki, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlede: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3. maddesi ile aynı Kanun'a eklenen geçici 10. maddesinde ise; “Bu Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu Yasa'nın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, Yerel Mahkeme kararının temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 10. maddenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu re'sen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.03.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Hâl böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu halde Mahkemece, mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazın 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca öncelikle idare tarafından belirlenen 1986 tarihli kıyı-kenar çizgisine ilişkin kroki uzman bilirkişilerce uygulanmalı, Mahkeme bu çizilen kıyı-kenar çizgisi krokisi ile bağlı olmayıp bizzat bilirkişi kurulu aracılığıyla kıyı-kenar çizgisinin belirlemeye yetkili olduğu gözetilerek yeniden belirlemeli, 3621 sayılı Yasa'nın 9. maddesine göre oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile kıyı-kenar çizgisi belirlenmeli, bilirkişi heyetinden idare tarafından belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile 25.01.2008 tarihli keşif sonucu belirlenen kıyı-kenar çizgisi arasındaki çelişkiyi giderecek ayrıntılı, denetime açık rapor temin edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. ” gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
4. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas, 2008/1445 Karar sayılı kararının eldeki dava için kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemece Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamının dikkate alınmadığını, her ne kadar bozma ilamına uyulmuşsa da bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediğini, kaldı ki, kesin hüküm olarak kabul edilen ... Tapulama Hakimliğinin 1967/325 Esas, 1968/14 Karar sayılı ilamının eldeki dava ile aynı nev’i de olmadığından, eldeki dava yönünden kesin hüküm olarak kabul edilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl ve birleştirilen davalar, 3621 sayılı Yasa’dan kaynaklanan tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kısmen kıyı-kenar çizgisi içerisinde yer aldığı keşfen saptanan çekişmeli 388,00 m2 miktarlı 1226 parsel sayılı taşınmazın, 1965 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 1957 tarih 14 sıra nolu tapu kaydı uyarınca 20.07.1965 tarihinde 86 parsel olarak tespit edildiği ve tutanağa yönelik itiraz üzerine ... Tapulama Mahkemesinin 1967/325 Esas, 1968/14 Karar sayılı ilamı ile ... adına tescil edildiği, daha sonra 86 parselin ifrazı sonucu 1226 ve 1227 parsel sayılı taşınmazların oluştuğu, dava konusu 1226 parsel sayılı taşınmaz üzerine beş katlı 10 adet bağımsız bölüm bulunan bina inşaa edildiği ve taşınmazda kat mülkiyeti tesis edildiği, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas sayılı dosyasında davacının Hazine, davalıların ise eldeki davanın da davalıları olan dava konusu taşınmazdaki 1 nolu bağımsız bölüm maliki ... ve 4 nolu bağımsız bölüm maliki ... olup dava konusunun 1226 parselin kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığı, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ileri sürülerek tapu iptali ve tescil, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkin olduğu, Mahkemece ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarihli 1967/323 Esas, 1968/14 Karar sayılı kararının dava yönünden kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesi ile kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verildiği, kararın derecattan geçerek 21.10.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas, 2008/1445 Karar sayılı kararının eldeki dava için kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
Somut olayda; Mahkemece, hem ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/3332 Esas sayılı dosyasında, hem de eldeki davada kesin hüküm kabul edilen ... Tapulama Hakimliğinin 02.10.1968 tarih 967/328 Esas 968/14 Karar sayılı dosyasında ... adına yapılan kadastro tespitine Hazine, ... ve ... tarafından itiraz edildiği, Hazinece parsellerde fazlalık bulunduğu ileri sürülerek bahsi geçen fazlalığın Hazine adına tescilinin talep edildiği, Mahkemece taşınmazda miktar fazlalığının olmadığı gerekçesiyle Hazinenin itirazının reddinin gerektiğinin belirtildiği, diğer itiraz edenler... ve ...’un ise itirazlarında haksız oldukları gerekçesiyle tüm itiraz edenlerin itirazları reddedilerek tespit gibi tescile karar verildiği, kararın kesinleşerek taşınmazın 04.07.1970 tarihinde hükmen ... adına tescil edildiği, anılan davada kıyı-kenar hukuki nedenine dayanılmadığı ve Mahkemece bu hususta detaylı bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, eldeki davada ise davacı Hazinenin taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiası ile kıyı-kenar hukuki sebebine dayandığı gözetildiğinde, .... Tapulama Hakimliğinin 967/328 Esas sayılı davası ile eldeki davanın hukuki sebeplerinin farklı olduğu, kanunda belirtilen şartların oluştuğundan söz edilemeyeceği ve Mahkemenin kararına dayanak yaptığı her iki davanın eldeki dava açısından kesin hüküm teşkil etmeyeceği tartışmasızdır.
Bununla birlikte, bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluşacağından, bozma gereklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Ancak, Mahkemece, bozma kararına uyulduğu halde bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği, yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmaza komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı-kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı-kenar çizgisine ilişkin durumunun değerlendirilmediği, kıyı-kenar çizgisinin tespiti bakımından yapılan incelemenin yetersiz olduğu, kıyı-kenar çizgisinin usulüne uygun şekilde belirlenmediği anlaşılmakla, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmak için elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; uyuşmazlığın niteliğine göre, öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde İdarece oluşturulmuş kıyı-kenar çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden sorularak belirlenmelidir. İdarece oluşturulmuş ve kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi var ise buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeler ile kroki ve haritası birlikte getirtilip dosya arasına konulmalı, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanmalı, çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmelidir.
İdarece oluşturulmuş kıyı-kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ve davalının itirazına uğramışsa; adli yargı mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak, aynı Kanun'un 5. ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılıp açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı-kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken, varsa İdarenin önceden kıyı-kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan Komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
İdarenin kıyı-kenar çizgisi çalışmalarında, o yere ilişkin kamu görevlilerince önceden oluşturulmuş Komisyon çalışmalarını içerir kayıt ve belgeler getirtilmeli, bunlardaki verilerle, Mahkemece kıyı-kenar çizgisi oluşturmak için bilirkişilerce yapılan çalışmalarda elde edilen veri ve bulguların örtüşmemesi durumunda, bunun nedenleri hakkında bilirkişilerden bilimsel gerekçelere ve maddi bulgulara dayalı, doyurucu ve denetime açık rapor alınmalıdır. Başka bir anlatımla, eldeki uyuşmazlıkta idari saptamalardan takdiri delil olarak yararlanılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2003 tarihli ve 97/110 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yapılacak bu araştırmalarla, dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra oluşacak durum, dosya içeriği, iddia ve savunma doğrultusunda toplanan diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Hâl böyle olunca; 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmek suretiyle 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak, aynı Kanun'un 5. ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı göz önünde tutularak 3621 sayılı Kanun'un 9/2. maddesinde belirtilen şekilde yeni bir bilirkişi heyeti (önceki bilirkişilerden farklı) oluşturulup dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, taşınmazın farklı noktalarında toprak yapısını net bir şekilde belirleyecek derinlikte gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin incelenmesi, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi ve topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı-kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı-kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı-kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, komşu parseller ile ilgili oluşturulan kıyı-kenar çizgisi ve komşu parsellerin kıyı-kenar çizgisine ilişkin durumunun, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı-kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, kesinleşen kıyı-kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı-kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, gerektiği takdirde bilirkişi kurulundan bu hususları da karşılayacak şekilde rapor alınması, raporda kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın renkli olarak belirtilmesi, dava konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının, kıyı-kenar çizgisi içerisinde ise ne kadarlık kısmının kıyı-kenar çizgisi içinde olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, önceki bilirkişi raporları da dikkate alınarak çelişkiler olduğu takdirde bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin nedenlerinin denetime açık, bilimsel verilere, maddi bulgulara dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, ondan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup hükmün açıklanan gerekçelerle bozulması gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleştirilen davalarda davacı Hazine vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Temyiz eden davacı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
Dosyanın ... 5. Asliye Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.